< ceplerimde sakladığım hüzünlerle koşuyorum ölüme - Blogcu





bir hayata tutunmayı denedim, beceremedim..





Yavaş yavaş tükenip, uzatmaları oynadığım anlardayım. Yüzüme bakanlara acıyla tebessümü bir arada sunuyorum. Kaçmak istediğim sorular sarıyor etrafımı. Bulduğum ilk boşluktan atlıyorum. Sıralara, ağaçlara kazıdığım ismini koluma kazıyorum jiletlerle, yüreğimdeki acıdan eksik kalmasın diye. Zihnimde son konuşmamızı andıran bir ses, kulak zarımı patlatmaya meyilli.

Yorgunum..
Biraz da ürkek..

Şimdi herkesten kaçma zamanı. Özellikle de aşktan. Uğruna şiirler, romanlar yazılan, türlü çılgınlıklar yapılan aşkı merak ederdim. O buldu beni. Yüzüme gülümsedi, mutluluk bende saklı dedi. Kandım. Nereden bilirdim her aşkta bir sinsilik olduğunu. Anladığımda çok geçti. İşte o an yalnızlığımın ağladığını gördüm ilk defa. Oysa en zor anlarımda yanımdaydı hep. Bense onu iki kara göz için terk etmiştim.

Pişmanım..
Biraz da ağlamaklı..

Ceplerime doldurduğum kırık umutlarımı saklamaya çalışıyorum. Ceplerimden taştıklarında anlıyorum ne kadar çok olduklarını. Gitmek istiyorum uzaklara. Kimsenin, hiçbir kötülüğün olmadığı uzak diyârlara. Yüreğimdeki acıların benimle beraber geleceklerini hatırlayınca biraz daha kırılıyorum.

Şaşkınım..
Biraz da isyankâr..

Tüm suskunluğuna inat haykırıyorum. Dudaklarımdan dökülen anlamsız kelimeler, kendimi en iyi ifade biçimim. Ağzımdan çıkan her söz, içinde adının geçtiği küfürlere dönüşüyor. Ve her gidişin kahpece olduğunu daha iyi anlıyorum.

Suçluyum..
Biraz da masum..

Çocukken uğruna her şeyimizi feda edebileceğimiz elma şekeri gibiydi gülüşün. Hazırdım kendimi feda etmeye, anlamadın. Bir vedayı çok görüp gittin. Sessizce gitmenin erdem olduğunu zanneden ahmaklardan bir farkın olmalıydı. Yaşananların hatırına söylenecek birkaç söz dilinden dökülmeliydi. Bir elveda demeliydin. Demedin. Gittin..
Belki de önceki aşkının intikamını benden aldın. Yarı yolda bırakıldığın gibi beni de bıraktın. Şimdi bir sokak ortasında çaresiz kaldım. Annesini kaybedip, şaşkınlıkla etrafına bakınan çocuğu oynuyorum. Bütün korkularım gün yüzüne çıkıyor. Dokunmasın kimse, yoksa ağlarım.

Kızgınım..
Biraz da çaresiz..

Anlamsız düşüncelerle bir başımayım şimdi. Sana söyleyemediğim sözlerimin namlusu bana dönüyor. Alnımdan vurayım kendimi diyorum. İntihar değil, kendimin katili olmak istiyorum. Yapamıyorum. Bıraktığın hüzünlere sarılıp uyuyorum şimdilerde. Gördüğüm her kâbusun öznesi oluyorsun. Yüklemlerinde gitmek geçiyor. Hani haykırmak isteyip de sesimizin çıkmadığı kâbuslar gibi, konuşamıyorum. Ve o birkaç saniye ömrümün katili oluyor.

Çekingenim..
Biraz da paranoyak..

Hüznümden yapılma satırlar yazıyorum sana. Uğruna döktüğüm gözyaşlarımın oluşturduğu sularda yüzdürüyorsun gemilerini. Bir tükenişe sebep olan insanlar listesinde geçiyor adın. Göğe doğru açıyorum ellerimi. Yağmur değil, kan yağıyor. Verilen sözlerin tutulmayışına şaşırmıyorum artık. Güvensizliğin had safhasındayım. Kime inansam, elinden hançeri eksik olmuyor. Bu yüzdendir sırtımı insanlara değil duvara yaslamalarım.

Safım..
Biraz da kör..

Sabıkalı olduğum aşklardan sorguya çekiliyorum. Kırdığım her kalp yalancı şahitlik yapıyor. İdama mahkum edilişimle başlıyor hikâye. Celladım olmanla sona eriyor. Baltayı indirirken yüreğimden dökülen kelimelerle aydınlanıyor gece. Ama söylemeye dilim varmıyor..

kan-revan




Ne anlama geldiğini bilmediğim ama her yutkunmamda boğazıma takılan kelimelerim var, sen tadında. İçimde bir acı, tarifi olmayan. Çevremde yamalı tebessümlerle bezeli sahte dostlar.. Günden güne daha çok battığım yalnızlıklarla boğuşuyorum. Yağan her yağmur tanesinde bir melek saklı sanırdım. Oysa daha çok balçığa bulanıyorum. Artık çocuklar bile alaycı gözlerle bakıyor bana. Nasıl bir çaresizlik içinde olduğumu daha iyi anlıyorum..

 

Düşünmek istemediğim anılar canlanıyor gözümde. Mutluydum diyorum, mutluluğun nasıl bir duygu olduğunu unuttuğumu fark etmeden. En sevdiğim ağaca takılıyor bakışlarım. Döktüğü yapraklar gözyaşlarıma eş. Eylül’ün bize bıraktığı en acı miras..

 

Ve sen…

Can çekişmemi izliyorsun oturduğun banktan. Yüzünde her zamanki tedirginliğin. En mutlu olmamız gereken günlerden alışkınım bu bakışlara.. Yerlere damlayan her kan damlamda daha çok ağlamaya başlıyorsun. Neden ağladığın meçhul. Belki bana, belki de eski bir aşkına.. Ağzından çıkacak tek bir kelime hayat verecekken bana, inadına susuyorsun. Konuşsan, bütün günahlarını kusacaksın belki de. Yapmıyorsun.

 

yüzünde tedirginlik,

gözlerinde yaş,

çırpınıyorum,

susuyorsun.

 

“kan-revan içindeyim

gönlümün derdindeyim

yerlerin dibindeyim

kurtar ne olur

ne olur”

 

Duyuyor musun?



hayata sırtımı döndüm, bekliyorum..



bilinmezliklere girip, çıkamadığım bir gün daha..
hazin sona git gide yaklaştığım hissi ne garip.
hafif bir ürpertiyle birlikte,
bu sıkıntılardan tamamen kurtulacak olmanın verdiği güven..
her son yeni bir başlangıcın habercisi derlerdi.
inanırdım buna.
artık yeni başlangıçlara kapalı bu yürek
kapattım kapılarımı her şeye.
bir son var adım adım yaklaştığım..
tüm heybetiyle karşımda duran bu hayata inat kaçıyorum
kırılan ümitlerim düşüyor ceplerimden,
bu hayattan bana kalan tek anlamlı şey..
ama geriye dönüp almaya zamanım ve mecalim yok..
o kadar hızlı kaçıyorum ki,
sanki tüm hayatı tekrardan yaşıyorum
tüm acıları, yoklukları
ve yalnızlığı..
sahte suretleri görüyorum yine hayal meyal
ama tanıyorum onları
yanağımdan süzülen iki damla yaşın ardından
gözlerimin buğusunda kayboluyorlar..


bakışlarımda

hüzün
sesim
titriyor
ellerim
boş
kırgınım
tüm
hayata


* soranlara iyiyim diyorum.
yaşadıklarımı benimle paylaşmasınlar diye
sahteliklerine yapmacıklık katmasınlar diye..
"iyiyim" . . .

umudum olmadan asla (!)


bir hayalin peşinden koşmaktı benimki
bir imkânsıza doğru yelken açmak...
dalgalarla mücadele edecek gücüm olmadığını bilemedim
alabora oldu benliğim
tüm ganimetlerimi kaybettim
ganimetim; umutlarımdı !
kurtarılmayı beklerken yalnızlığı hissettim
çaresiz gözlerle ölümü beklerken,
bir tahta parçası oldu bana elini uzatan
alabora olan gemiden arta kalan bir tahta parçası.
kendimi ona emanet ettim.....
uyandığımda denizin kıyısına vurmuştum
bedenim yorgun,
içim huzur doluydu
kaybettiğim umutlarım vardı elbet
ama en çaresiz anımda
ufak bir tahta parçası kurtarmıştı beni
ve yeni umutların habercisiydi.....

* ümitler tükenirken bir el uzanır ya,
işte öyle bir şey..




gönlümün mavisi

 

* maviliklerin üzerinde uçan bir martıyı hayal ediyorum sık sık..

bu sahneyi yaşamayalı çok oldu..
unutmamak için çabaladım hep,
çünkü umudum onda saklıydı.
umudumu kaybetmeye ramak kala hayaller kurardım..
bir savaşı kaybetmek üzereyken, imdada yetişen büyücü gibiydi.

ve yine kaybetmek üzereyim..
gözlerimi kapatıyorum,
hayallere dalıyorum
haydi "martı" gönlümün maviliğine gel.
seni bekliyorum !


« Önceki ::